28Nisan

Anıtkabir Gezisi

YAZI İÇERİSİNDE BULUNAN RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜSTLERİNE TIKLAYINIZ.

Kısa süre önce Ankara’ya gitmiştim. Orada bir kaç saat kalacağım için fazla zamanım yoktu bu nedenle sadece Anıtkabir’i gezme fırsatı yakalayabildim. Ulu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün mezarını görme fırsatım olduğu için kendimi büyük derece şanslı birisi olarak görüyorum şuan.


Akşam üniversite okuduğum Tokat’tan otobüse binip sabah erkenden Ankara Şehirlerarası Terminal İşletmesinde (AŞTİ) indim. Bir kahvaltı edip AŞTİ’nin içinde bulunan metro istasyonuna girerek bir adet bilet aldım. Oradan metroya binerek “Tandoğan” durağında indim. Tandoğan durağında indikten sonra 5 dk civarı yürüyerek Anıtkabir’e vardım. Tabi aslında Ankara’ya gitmeden önce Google Maps‘ten Anıtkabir’in nerede olduğuna baktım ve sonra AŞTİ’nin içinde bulunan ANKARAY METROSU güzergahına bakarak yol haritamı belirlemiştim. Böylelikle kaybolma sorunu yaşamdan kolayca Anıtkabir’i bulabildim. Buraya kadarı sadece teknik bilgi idi şimdi Anıtkabir gezimi anlatmaya başlıyorum.


İlk olarak girişte hiç tepki vermeden duran iki askeri ve onların nöbet değişimlerini gördüm çok hoş ve ilginç bir manzara idi. Sonuç olarak hiç bir tepki vermeden durmak hiçte kolay olmasa gerek. Tabi o askerlerin hareketsiz durduğu yer galiba asıl girişti ondan önce güvenlik amaçlı konmuş baya bir yürünen yolda var tabi ama oranın Anıtkabir ile pek alakası yok sanırım.

Anıtkabir'in asıl girişi. İki tane hiç hareket etmeden bekleyen o askerlerin durduğu yer.

Yukarıda ki resimlerde gördüğünüz ve iki askerinde önünde durduğu bir sağda birde solda bulunan kısımlarda Anıtkabir hakkında genel bilgiler elde edebilirsiniz. İçeriyi gezmeden önce mutlaka ilk olarak o kısımları geziniz. Böylece daha sağlıklı bir gezi yapıp daha çok bilgi elde etmiş olabilirsiniz.Bu sayede O kısımlarda gerek Anıtkabir yapılırken kullanılan malzemeler, gerek projeleri, gerekse nerede neyin olduğu gibi ön bilgileri alabilirsiniz. Ayrıca küçük bir Anıtkabir minyatürü de var bu sayede nereye gideğinizi nasıl bir yol izleyeceğinizi belirleye bilirsiniz. O binaların içinde birer adet üstü camla kaplanmış masa mevcut ve içlerinde resimler, yazılar yada Anıtkabir yapılırken kullanılmış taşlar birde Anıtkabir maketi de var bu sayede nereye gideğinizi nasıl bir yol izleyeceğinizi belirleye bilirsiniz. Örnek resim aşağıdadır.

Anıtkabir girişinde o bilgi alabileceğiniz iki yapıdan bir tanesinin yakın çekim resmi.

 

Anıt kabir girişinde bulunan o küçük iki yapının içindeki masadan örnek bir görüntü.

Bu küçük iki yapıyı ve hareketsiz duran saygı ve hayranlıkla izlediğim askerlerin devamında ise aslan heykelleri ile süsleniş uzun bir yol bulunmaktadır. Bu yolu hem çevre güzelliği hemde içinizde tutan vatan aşkı hemi de Atatürk sevdası ile hiç yorulmadan ve sıkılmadan çabucak yürüyeceksiniz. Yada en azından benim için öyle oldu. İşte o yoldan ve yolu süsleyen aslan heykellerinden görüntüler;

Atamızın mezarına giden o yol.

Atamızın mezarına giden yolda bulunan aslan heykellerinden bir tanesi

Bu yolu yürüdükten sonra karşınıza bir adet en yüksek kısımda bulunan koca bir yapı ve girişte askerlerin önünde beklediği iki küçük bina gibi bir kaç bina daha göreceksiniz. Bir dikdörtgen yada kare gibi yapıda birbiri ile bağlanmış bu yapılan en büyüğünde Mustafa Kemal ATATÜRK’ün (ATATÜRK’ümüzün) mezarı bulunmaktadır.

Atatürk'ün mezarının olduğu yapı

Atamızın mezarı. Tabi asıl mezar alt kısımda diye bize derslerde öğretildi ama orayı göremiyoruz. Bu sembolik bir mezar. Yanlış anlatıyorsam lütfen düzeltmem için bildiriniz.

 

Ve mezarın bulunduğu yapıdan çıkarken Atamızın o anlamlı sözleri.

Diğer küçük yapılarda ise hediyelik eşya dükkanı, eski kitaplar, Atatürk’ün yazdığı kitapları (özellikle orta okuldaki hocamızın söylediği geometri kitabı dikkatimi çekti), Atatürk’ün kullandığı arabaları, Atatürk’ün aziz naaşını taşıyan top arabasını görmeniz mümkündür. Diğer bir tane küçük yapıda ise sinema salonu deniyordu sanırım içeride tarihi bilgiler içeren filmler oynatılıyordu. Ancak ben giremedim çünkü kapanmıştı bu yüzden orası hakkında fazla bir bilgi veremeyeceğim. Bu küçük yapılara “KULE” deniyor. Kulelerden üç tanesi ve içerisinde neyin olduğunu aşağıda resimli olarak anlatayım.


23 NİSAN KULESİ: Kule içerisinde Atatürk’ün 1936-1938 yılları arasında kullandığı Cadillac marka özel otomobili ile 1937 yılınca Haliç Tesanesi’inde yaptırılmış olan Atatürk’ün Çubuk Baraj Gölü’nde kullanmış olduğu gezinti teknesi sergilenmektedir.

Anıtkabir'de, 23 Nisan kulesinden bir görüntü.




BARIŞ KULESİ: Kulenin içerisinde Atatürk’ün 1935-1938 yılları arasında kullandığı Lincoln marka tören ve makam otomobilleri sergilenmektedir.

Anıtkabir'de, ARIŞ KULESİ'nden bir görüntü.




ZAFER KULESİ: Kulenin içerisinde Atatürk’ün aziz naaşını Dolmabahçe Sarayı’ndan Sarayburnu’na taşıyan top arabası sergilenmektedir.

Anıtkabir'de, ZAFER KULESİ'nden bir görüntü.




Bundan daha fazla anlatmak isteyip anlatamayacağım orayı gezerek yaşayabileceğiniz duygu ve görebileceğiniz şeyleri ise gezerek ancak anlayabilirsiniz. Bu nedenle anlatmayı burada bitiriyorum.

08Nisan

Eloxy ile iş hayatı

Sizinde bildiğiniz gibi BURADAKİ yazım ile beraber Rahmi Bey’in kurduğu Eloxy şirketine iş başvurusunda bulunmuştum. Bu başvurudan sonra işe kabul edildim ve stajyer olarak çalıştıktan sonra Kadro alıp “Sorumlu Editör” olarak çalışmaya devam ettim. Şuan bu mevkide işime devam etmekteyim. Peki Eloxy bana neler kazandırdı?




Öncelikle bu güne kadar okul dahil bir çok alanda sorumluluk almayan benim gibi biri yaşamını işi çevresinde planlayan sorumluluk almayı öğrenen biri haline gelmeye başladı. Çalışma zamanını, dinlenme zamanını, okul zamanını ayarlayıp hepsini beraber götürmeyi ayrıca sorunlara daha kolay çözüm bulmayı öğrendi.Ama düz metin olarak yazmayı sevmedim bunları bu nedenle madde madde sıralayacağım.


Eloxy ile çalıştığımdan beri kazandıklarım;
1- Sorumluluk almayı öğretti.
2- Kurumsallık
3- Karmaşık olsam da düzen kurmayı. Her şeyi arşivleyip dosyalıyor ayrıca kategorilere ayırıyorum.
4- Raporlama yeteneği
5- Büyük düşünmeyi
6- Sorun çözümünü (Çözemesem bile bunun için nasıl çaba gösterebileceğimi)
7- Bir çok değerli SEO bilgisi
8- Tek tatilimiz olan PAZAR günlerinin ne kadar değerli olduğunu
9- İnsanın kendi parasını kazanıp yemesini ne kadar güzel olduğunu
10-Sayamayacağım daha bir çok imkanı ve getirilmeye çalışan imkanlarla daha kolay bir yaşamı
11-Çevre


Aslında daha bir çok şey öğrendim ama zaman zaman yazmak çok daha iyi olacaktır.

15Mart

Ölmek.. Ne ki ölmek zaten ya?

Leyla ile Mecnun yine aldı beni benden. WILLIAM SHAKESPEARE ve dizide ki adıyla Mecnun birleşince felaket bişiy olmuş…

Ölmek.. Ne ki ölmek zaten ya? Ölmek..
Ölmek uyumak sadece..Düşün ki yalnız uykuda bitebilir acıları yüreğin, çektiği bütün kahırlar insanoğlunun..
Uyumak.. Ama düş görebilir insan uykusunda, çok kötü.. Çok kötü..
Çünkü o ölüm uykularında, sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından, öyle düşler görebilir ki insan..
Bir düşünsene.. Ama işte bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden. Yoksa kim dayanabilir ki zamanın kamçısına, zorbanın kahrına, gururun çiğnenmesine, sevgisinin kepaze edilmesine, kanunların bu kadar yavaş yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine.. Kim dayanabilir kötülere kulluk etmesine iyi insanın.. Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken, kim dayanabilir? Kim ister ki bütün bunlara katlanmak?
Ağır bir hayatın altında inim inim inleyip ter dökmek.. Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa; o kimsenin gidipte dönmediği, o bilinmez dünya ürkütmese bu kadar yüreğini, Kim dayanabilir?
Bilinç.. Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi.. Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor o gönülden gelen doğal rengini.. Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar, yollarını değiştirip sırf bu yüzden bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar..

 

 

26Şubat

Yurt dışında ücretsiz eğitim fırsatı!

Dünyanın en geniş dil okulları ağına sahip eğitim kurumlarından biri olan EF Education First, yeni yarışması Global Olma Zamanı ile 3 genç profesyonele hayallerindeki yurtdışı eğitim deneyimini sunuyor.

Yarışmaya katılmak için Global Olma Zamanı sitesindeki formu doldurmak ve yurtdışı eğitimin geleceğinizi nasıl şekillendireceğini 140 karakterde anlatmak yeterli. Yarışma kurallarına göre “kazananlar katılımcıların global olma konusundaki isteklerine bağlı olarak belirlenecek”.  Üstelik yarışmayı kazanan kişiler, yurtdışı dil eğitimi deneyimleri süresince yaptıkları paylaşımlarla kurs sürelerini ücretsiz olarak uzatma şansına sahip olabilecekler.  Ancak unutmayın: yarışmaya katılmak için 25 yaşından büyük olmak gerekiyor.


Bu kampanyaya katılan ve internet aracılığı ile 10 arkadaşını davet eden kişiler, EF’in çekilişine dahil olacak ve şanslı olan 10 kişi, EF’ten süpriz hediyeler kazanacak. Son katılım tarihi 30 Mart olan yarışmaya vakit kaybetmeden katılın!
22Şubat

Nefret etmek bu kadar kolay olmamalı!

Sadece Notebook’umun ışığı ile aydınlanan yurt odamda BURADAKİ parçayı dinlerden düşündüm de “nefret etmek ne kadar kolay”…

Düşük not veren bir hocadan hemen nefret edebiliyoruz. Ama bize her ne yaparsa yapsın yüksek not veren hoca gönlümüzde taht kuruyor.
Bizimle güler yüzüyle konuşan bir insanı seviyoruz. Ama asık surat ile konuşan birinden iğrene biliyoruz.
Sadece selam vermedi diye birisine pislik muamelesi yapabiliyorken selam veriyor diye sevdiklerimiz olabiliyor.
Sadece hizmetlerimizi yapıyor, eşyalarımızı taşımamıza yardım ediyor, istediğimiz yere götürüyor, istediğimiz zaman para veriyor diye birilerini bağrımıza basıp en ufak istediğimizde reddetti diye onu terk edebiliyoruz.
Bize yumruk attı diye birine kin duyarken öptü diye sevdiklerimiz ise sürüyle.
Yedi yıllık bir arkadaşlığı sadece 10 kuruş için küsüp, 2 günlük insanları o 10 kuruş için kardeşimiz yapıyoruz.
Gece birisi telefonla konuşup düşüncesizlik edip uykunuza engel olabilir ama bu sizi ÖLDÜRMEZ…
Birisi çok fazla küfür edebilir. Ama bu düzelebilir.
Arkadaşınız sevmiyor diye o kişi(lerden) nefret etmenize gerek yok!

BİRİSİ ARKANIZDAN KÖTÜ ŞEYLER SÖYLEYE BİLİR. O ZAMAN NEFRET ETMEK YERİNE ONUN ARKANIZDAN İYİ ŞEYLER SÖYLEMESİNİ SAĞLAYIN.

HEP İŞİMİZE YARAYANLARI SEVİYORUZ. HEP KOLAYA KAÇIYORUZ

Ne kadar kolay dimi?

BU böyle olmamalı!

Selam vermeyen bir insandan nefret etmek yerine ona her gün selam verip onun bir gün selam vereceğini ümit edip onu sevmeliyiz. Ki asla selam vermeyecek olsa bile.
Hiç gülmüyor diye terk etmek yerine güldürmek için kıçımızı yırtmalıyız.
Yumruk attı diye nefret etmek yerine onun bir daha yumruk atamayacak kadar bizi sevmesini sağlamalıyız o zaman bizde onu sevebiliriz.
ve bu böyle gider… Onları sevmek için bir neden beklemeyin bir NEDEN BULUN!
Yaşam o kadar kısa ki “nefret etmeye” harcanamayacak kadar değerli. Ancak illa “NEFRET İSTİYORSANIZ” bunu herkese karşı eşit sunmalısınız. Herkesten eşit nefret etmelisiniz.


SİZİ NE KADAR ÇOK KİŞİNİN SEVDİĞİ ÖNEMLİ DEĞİL, ÖNEMLİ OLAN SİZİN NEFRET ETTİĞİNİZ KİMSENİN OLMAMASI!

HERKESİN AFFEDİLE BİLİR OLDUĞUNU BİLİN. HERKESİN SEVİLEBİLECEĞİNİ HATIRLAYIN. EGOLARINIZIN VE ONURUNUZUN KURMANI OLMAYIN. ONURUNUZ NEFRETİ DOĞURUYORSA ONDAN KURTULUN. GEREKİRSE ONURUSUNUZ BİR KLOZETE ATIP ÜSTÜNE SİFONU ÇEKİN.